Nostalji etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Nostalji etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

22 Mayıs 2011 Pazar

Kösele ile Vuralım Topa, Pantolondan Şort Yapalım !

Orhan Kemal, Adanalı adam kösele ile oynar topunu...Haldun Taner'in şortu ise efsane. Pantolonu kesmemiş sanki katlayıp içe sokuşturmuş, olmuş bize şort. Halit Kıvanç da kesin konçları ile hava basmıştır akranlarına.

26 Nisan 2011 Salı

Genç Kızlar Rıdvan'a Seslendi

"Gol olur" repliğini dilimize kazandırdın yetmedi "... bir Alex değil" dedin onu da dilimize doladın. Peki Rıdvan hocam neden zamanında senden kibarca bir istekte bulunan bu genç kızların kalbini kırdın? Seni sevenleri üzdün :(

27 Şubat 2011 Pazar

Beşiktaş'ta Çete Olmazmış !



Şu günlerde Portekizli futbolculara güzelleme niyetiyle yapılan "Çete" yakıştırması bir zamanlar yine Beşiktaş'ın gündemindeymiş.21 Haziran 2001 tarihli Fotomaç gazetesi haberi çok güzel bir başlıkla vermiş.

25 Şubat 2011 Cuma

Seninle İlk Defa

İlk gittiğim maçı öyküleştirebilecek kadar ayrıntılı hatırlamıyorum açıkçası.Babamın işi gereği gezip durduğumuz memleketlerden birisi olan Diyarbakır'da ilkokula gidiyordum o zaman.Normalde bizim ailemizde maça gitmek demek kötü bir şeydi.Maçlarda ya küfür olur ya kavga çıkar kesin başıma bir iş gelirdi.Bende daha 8-10 yaşında ilkokul veledi, Barış Gerçeker'in orta okul yıllarındakinden daha da minimal bir haldeydim.Tahminen 1 metre civarında boyum 35-40 civarında da kilom vardı.En ön sıraların vazgeçilmez elemanıydım.


Sebebini tam hatırlamıyorum ama nasıl olduysa babam, abim ve ben Diyarbakırspor-Malatyaspor maçına gidiyoruz.Sanırım aslen Malatyalı oluşumuz , babamın memleket hasretini artırmış olacak ki bizi götürdü o maça.Benim için enteresan bir deneyim, statta maç izlemek hakkında en ufak bir fikrim yok zira televizyonda izlerken tribünlerin de o stadın bir parçası olduğuna inanmışım.Yani o insanlar neden orada diye sormamıştım kendime.O yaştaki bir çocuk için fazlaca salaklık.
O zamanlar Diyarbakır ile Malatya kardeş takımlar olarak bilinirdi.Benim de boynuma annemin ördüğü enine sarı-kırmızı çizgili bir atkı takıp çıkardılar evden.Stad şehir içerisinde olduğu için gitmek pek uzun sürmedi.Babam'dan dolayı o gün , daha sonraları ne büyük çile olduğunu anlayacağım bilet kuyruğu ve kapıda bekleme durumlarını yaşamadan stada girdik. Hava kış olmasına rağmen hayal meyal hatırladığım stat oldukça doluydu.Taraftarlar yarı yarıya ayrılmış ve karışık oturuyordu.Maç da maçtan önce denildiği gibi 0-0 bitti. Benim için en enteresan olan şeyler ; okul dışında bir yerde İstiklal Marşı duymak, canlı canlı futbolcu görmek, Babamı ilk defa küfrederken görmek, "Türk-Kürt kardeştir, ayrım yapan kalleştir" tezahüratından yola çıkarak, en yakın arkadaşlarım ve komşularım olan Kürtlere karşı bir ayrımcılık yapıldığını öğrenmiş olmaktı.

Ondan sonra bir daha D.Bakır'da maça gitmedim sanırım.Ardından Adana'ya tekrar taşınınca bu da Cem Uzan'lı Adanaspor dönemlerine denk geliyor.Bol bol 4 büyükler maçına gittim.Hatta D.Bakır'da ki evimizde Adanaspor'un play-off finali oynayıp Birinci Lig'e çıktığı Eskişehirspor maçını izlerken çok sevinmiştim.
Gittiğim ilk Adana Demirspor maçı ise sanırım 2001 yılında bir final niteliğinde maçtı.Demirspor "yine" 3.ligde bu sefer şampiyonluğa oynarken son maçta her şey belli olacak.Tarsus İdman Yurdu rakip.Biz de lise-1 'e giden ama okumakta pek gözü olmayan ergenler olarak yine okuldan kaçıp bu maça gittik.O sırada bir de lider Maraşspor olduğundan o maçtan gelecek haberleri de ellerinde radyo takip eden abiler var statta.Maraş'ın rakibi İskenderun Demir Çelikspor, işçi takımı kardeşi ADS'ye kıyak yapmış o maç 1-1 bitmiş.ADS de TİY'i 4-0 yenmişti ve 1 puan farkla lider olup 2. lige çıkmıştık.Gittiğim ilk maçta Demirspor'u şampiyon yaptım.Ertesi sene de play-off sonucunda üst lige çıktık ama ardından daha şampiyonluk göremedik :)


24 Şubat 2011 Perşembe

Ünlü Maradona Toptan Anlıyor

Özetle ; Maradona, Napoli forması giyerken plajda sevgilisiyle beraber, gençler tarafından laf tacizine uğruyor.Devamında da medyaya şu açıklamaları yapıyor ;

21 Şubat 2011 Pazartesi

Aykut Kocaman Röportajı (1998 Süper Futbol Dergisi)

Sezonu bir değerlendirir misin?

Bir önceki sezonun kötü izlenimi vardı. Bu sezona iyi başladım.İnter-Toto Kupasında ve ligin ilk maçlarında güzel goller attım.Ama ilk yarıda ki Fenerbahçe maçında sakatlandım.Sadece 2. devreyi ele alırsam iyi bir dönem geçirdim.Ama genele bakarsak sakatlıklar yüzünden gerçek performansımı gösteremedim.

İstanbulspor’a gelince, zaman zaman başarılı oldu, zaman zaman ise düşüş gösterdi.Bence yeterli olmayan bir kadroyla şampiyonluk peşinde koşuldu.Sonuçta 4. olarak UEFA Kupası’na katılma hakkı elde ettik.Bu bizim gibi yeni kurulmakta olan bir takım için önemli bir başarıdır.

İstanbulspor’da oynadığın iki sezonda çok fazla sakatlık geçirdin.Bunun sebebi neydi?

Bunun sebebini bütün kamuoyu gibi bende çok merak ediyorum.Düzensiz hayatım yok.Profesyonel bir futbolcunun yapması gerektiği gibi kendime bakıyorum.Antrenmanlardan kaçmayan bir yapım var.Bunları yan yana getirdiğimizde bir çelişki ortaya çıkıyor.

Bir önceki sezon 9, geçen sezon 16 gol attın.Bunda sezon başında takıma gelen Sergen’in etkisi var mı?

Sergen’in transferini göz ardı etmek mümkün değil.Kesinlikle bir katkısı oldu.Ama daha da önemlisi 2. devre hemen hemen tüm maçlarda oynamam oldu.Çünkü istatistiklerime bakarsanız, oynadığım maçta attığım gol arasında bir yakınlık söz konusu.Gol ortalamam 0.60 veya 0.70 civarındadır.Benim için maç oynamak demek, düzenli antrenman demek.

İstanbulspor’un iyi kadrosuna rağmen bu sezon büyük takımlara karşı çok başarılı olamamasını neye bağlıyorsun?

İstanbulspor 2 yıllık bir takım.1. lige çıktığı ilk yılı saymıyorum.Çünkü bir adaptasyon süresinin geçmesi gerekiyordu.Son iki sezona bakarsak, 4 büyükleri yenebilen, hatta her takımı içeride ve dışarıda yenebilen bir takım da doğru İstanbulspor olmazdı.Eğer başarının kalıcı olması isteniyorsa , bir süreç izlenmesi gerekiyor.Bence İstanbulspor bu süreci geçiriyor.Bu gelecek sezon daha değişik olacak.

3-3 biten G.Birliği maçı sonrası başkan Cem Uzan “Bu takımı dağıtırım” sözleri sizi nasıl etkiledi ?

Bunun takımı olumlu yönde etkileyeceğini düşünmek yanlış olur.Hassas bir konu ve söylenecek sözler tartılmalı.Fazla konuşmak doğru değil.O zaman menajerimiz aracılığıyla belirttiğimiz bir şey vardı ; bizler işimizi en iyi şekilde yapmaya çalışıyoruz ve zaman zaman bunda aksamalar olabilir.Her insan hayatında ummadığı darbeler veya zaferler alabiliyor.O maç , mesleki açıdan mutlu olunmayacak bir maçtı.1.dakikada 10 kişi kalmış ve 1-0 yenik başlamış bir takıma puan vermeyi kimse istemez.O zaman belirtmeye çalıştığımız şey gibi, bu futbolun azizliği, sürprizi idi.

Menajer Adnan Sezgin’in takımda bazı futbolcuları kayırdığı yolunda söylentilere ne diyorsun ?

Bu doğru değil.Benim görüşüm, Adnan Sezgin menajerliğin ötesinde Profesyonel Futbolcular Derneği Başkanı…Tabii kendisi belki menajerliği ön planda tutuyor olabilir, bunu bilemiyorum.Bence bu mevkideki bir insanın sizin söylediğiniz şekilde davranması mümkün değil.Her futbolcunun sorunlarıyla ilgilenmesi gereken bir insan, sorumlu bulunduğu takımdaki oyuncalara davranışlarında mutlaka bir standart getirecektir.

Saffet Susic “teknik futbolcuları oynatıyor ve takım pres yapmıyor” şeklinde eleştiriler alıyor.Sence Susic doğru mu yapıyor ?

Türkiye’deki genel insani ilişkilerimiz veya düzeyimiz oyuncuların teknik direktör hakkında görüş bildirmesi aşamasına gelmedi.Ama ben bu fikrin tersini düşünüyorum.Şöyle ki; oyuncular sorumluluk sahibi insanlar.Bir yanlışlık gördükleri zaman söylemeliler.Bunu dinleyen yöneticiler, menajerler veya futbol kamuoyu olsun ; hiçbir zaman olumsuz algılamamalılar diye düşünüyorum.Şu anda kendimi Saffet Susic hakkında eleştiri yapma pozisyonun da hissetmiyorum.Yaptığı doğrular veya yanlışlar, onun kendi futbol bilgisi ile ilgili bir şey.Kendi oyuncu kişiliğini çalıştırdığı takıma yansıtması kadar doğal bir şey düşünemiyorum.

İstanbul bir transfer atağı başlattı.Yedek kalma endişen var mı?

Ben bu endişeyi oynadığım her takımda yaşadım.Benim bugünlere gelebilmemdeki en önemli etken bu.En formda olduğum dönemlerde bile yerimi hiçbir zaman garanti görmedim.Ama endişelerim hiçbir zaman kendi yeteneklerimi göz ardı etmeme de sebep değil.Sağlıklı olduğum ve oynama istikrarı yakaladığım sürece her zaman oynayabilirim.Bunun aksi bir şey düşünseydim, kesinlikle imza atmazdım. Oynayamayacağımı hissettiğim andan itibaren futbolu bırakırım.

Şu anda lig tarihinde 188 golün var.200 golü geçeceğine inanıyor musun?

Beni futbola devam etmeye en çok motive eden de bu zaten.200 ‘e 12 gol kaldı.İstanbulspor’da bana o güveni verdiler.İstanbulspor olmasaydı ben yine futbol oynamayı düşünüyordum.Çünkü 200 gole ulaşmak istiyorum.Beni mesleğime bağlayan birinci etken bu.200 golü geçersem bu kez hedefim değişir.Mesela ligde en çok gol atan 2. futbolcu olmak isterim.Sonuçta 200 gole ulaşmak başkaları için çok önemli olmayabilir ama bu başarıya ulaşmış 2 futbolcu var, neden üçüncü olmayayım ?

Aziz Yıldırım’ın F.Bahçe’ye başkan olmasını nasıl değerlendiriyorsun?

Bence Aziz Yıldırım geçtiğimiz dönemlerdeki yönetiliş tarzından sonra Fenerbahçe için çok büyük bir şans.Uzun yıllardan beri bu göreve kafaca ve maddi yönden kendisini hazırlayan bir insan.Vermek istediği ve verebileceği çok şey var.İstediklerini gerçekleştirirse mutlu olur.Çünkü Fenerbahçe’ye çok şey vermek, manevi açıdan tatmin olmanıza yetmeyebiliyor.Umarım verdiklerinin karşılığını alır.Onun buna layık olduğunu düşünüyorum.

Futbol piyasasındaki fiyat artışını nasıl karşılıyorsun ?

Baliç 12 milyon dolar ama bunu Baliç kendisi ortaya çıkartmadı. Kulüpler sahip olma duygusuyla hareket edince rakam oraya yükseldi.Olayın bir başka yönü, 12 milyon dolarlık bir futbol olmak Baliç’e bir kambur olacak.Ama Baliç bunun altından kalkar. Transferde gelinen nokta çok yanlış. Ben bir futbolcu olarak açık yüreklilikle söylüyorum rakamlardan çok rahatsızım. Hem rakamları 10 milyon dolarlara çekip hem de “Türkiye’deki futbolcular çok pahalı” demenin mantığını anlamak mümkün değil.Tarladan ürün gelmiyor ki! Rakamlar 10 tane futbolcu etrafında dönüp dolaşıyor.Tam bir kısır döngü.Tek çözüm altyapıdan belli sayıda futbolcu oynatma zorunluluğu.Futbolda üretmeden tüketme mantığı hakim.Mesela Abdullah’ın yerine bir oyuncu bulamıyoruz.Hakan’ın veya Oğuz’un yerine 4-5 tane alternatif olsa rakamlar bu kadar yükselmez.O zaman insanlar seçici olur.

Şubat ayında Engin İpekoğlu ile yaptığımız röportajda “Çanakkale’de mutlu ve huzurluyum.Taraftar ve yönetici baskısı yok.Ali Şen’e teşekkür ederim” demişti.Geçen iki yıldan sonra sende de böyle bir düşünce oluştu mu?

O baskıyı hissetmek lazım.Çünkü o baskı insanın gelişmesine katkıda bulunuyor.Hiç baskı olmamasından çok rahat değilim.Çünkü taraftar ve yönetici baskısı, çok büyük olmadığı sürece oyuncunun ve takımın kendini sürekli formda tutmasına ve geliştirmesine katkıda bulunur.Hiç olmadığı zamanda yanlış.İstanbulspor’da 2. sezonumuzdan itibaren bu baskıyı hissettik, en azından kendimiz oluşturmaya çalıştık.Hedefler büyüyünce basın da, seyirci de ilgisini artıracak ve futbolcunun hesap vermesi gereken kitle çoğalacak. Ayrıca Ali Şen’e teşekkür etmiyorum.Onun teşekkür edilecek çapta bir insan olduğuna inanmıyorum. Fenerbahçe’de kalmak isteseydim, kişilere ve takıma zarar vermek pahasına da olsa kalabilirdim. Ama biz o zaman doğru olanı yaptığımıza inandık. Önce zarar vermemek için ayrıldık. Ayrıldıktan sonra iddialı bir takıma gitmeyi düşündük. Geleceğe yönelik düşündüğümüzde İstanbulspor’un en uygun takım olduğunu gördük. Biz, futbol yaşantımızı kendimiz oluşturduk.Ali Şen’ e karşı hiçbir duygu taşımıyorum, hele hele hiç teşekkür etmiyorum.

Röportaj; 1998 Temmuz Ayı Süper Futbol Dergisi, Murat Demiryas.

19 Şubat 2011 Cumartesi

Tuncay'ın İtalya ve İspanya Hayali

Fenerbahçe sonrası İngiltere ve ardından Almanya liglerinin yolunu tutan Tuncay Şanlı'nın bakın 2003 Konfederasyon Kupası nedeniyle bulunduğu Fransa'da geleceğiyle ilgili neler açıklamış...


17 Şubat 2011 Perşembe

15 Şubat 2011 Salı

Aurelio Değil Arif


Fenerbahçe'ye yeni transfer olduğu 2003 yılından bir gazete haberi. O zamanlardan Türk olacağı takım arkadaşlarının içlerine doğmuş demek.

13 Şubat 2011 Pazar

Ben Çocukken Bunları Çok Severdim




Ütmek-ütülmek, mızımak, kaptı kaçtı gibi terimlerin hayatıma girdiği 2 oyun.
Sıkması bir yana genellikle kabzası kırık olduğu için oradan akan suyu içmek keyifliydi.Elde tutulurken kenarlarını illa ki kemirirdik. O plastik kokulu su tadını hala hiç bir suda alabilmiş değilim.

Bu sakızın içinden araba resimleri çıkardı hastasıydı.Ama bunu normal haliyle değilde kurumuş çatır çutur ağızda kırılırken ki haliyle çiğnediğimi hatırlıyorum hep.

Şu sarı olanın oyuncağı vardı bende kim bilir şimdi nerede.Sonlara doğru bir beyaz gelmişti reyislik yapıyordu bunlara.Her biri de bir hayvandı.Siyah fil, sarı kaplan, filandı.

Eğer bir fen lisesi ya da anadolu lisesi kazanamadıysam ortaokul boyunca çoğunlukla yancı olarak gittiğim Berk Laser atari (biz ateri derdik gerçi) salonu yüzündendir. Mustafa mı dersin Tekken mi dersin.Bir futbol oyunu vardı balık vuruşu filan.Yedik ergenliği burada jeton peşinde.

Önce hüplet sonra gümlet aga, o kadar.

6 tane çekildi, dizisi yapıldı, çizgi filmi bile vardı.Hepsini de izledim.

Polis Akademisinin iki efsanesi, Takılböri (nasıl yazılıyorsa artık) de bambaşka bir adamdı yalnız.

Yemesi çileydi resmen.Bilmeyenler için şimdinin tofitasının daha sert hali.

Söze gerek yok,efsane hala dimdik ayakta...

Ekşinin ve tatlının bir arada olduğu en güzel tat...

Orta okul yıllarımda beton okul sahasının tozunu attırırken ayağımda emektar lig kramponlarım vardı.
Alışverişe gidince hep bu maymun logosu olan şeyler alırlardı.O zamanın lüks giyimiydi afedersiniz.

Bunlar ne kadar televizyona çıkardı ya.Ülkeler arası diplomatik mevzu çıkıyordu az kalsın.Bilmeyenler için Sarah ile Musa yazarsa google'a hikayeleri çıkacaktır.Şimdi ikisi de birbirinden ayrı hayatlarını yaşıyormuş.Olan bize oldu senelerce hikayelerinin akibetinin peşinden koştuk.

Ev tipi langırt gibi bir şeydi bu.Geriye doğru çek adamı bırak topu yollasın kaleye doğru.Bir de bunun penaltı çekişmelisi vardı.Resmini bulamadığım için koyamadım ama tek kişiyle oynandığı için de pek rekabet durumu yoktu haliyle.

Şimdi kolyenin içine bile şarkı yükleyip dinliyoruz anasını satayım ama bunun hastasıydım ya.Lise sona filan gelmiştim hala sağlam dururdu evde.Belki hala duruyordur.

Bunu kim bulduysa valla helal olsun.Bir ucu ağzına alıp üflüyorsun pota yada sepette ki topu havada tutmak için tık nefes olana kadar mücadele veriyorsun.Çocuk yaşımızda hayatın zorluklarına karşı dayanma iradesini bize öğretti.

Komik miydi lan bu? Komikti olm tabi.

Aslında bu meybuz değil de bizim Adana'da "eskimo" vardı. Bisiklette Selahattin amca yazları satardı.Bununla aynı görevi görürdü.O daha bir güzeldi
Çokomel hala var ve hala severim.Ama o zamanlar ayrıydı sanki tadı filan

Bu adam Savaş Ay'la A Takımı programına çıkardı sürekli.Anti-kahraman gibi bir şeydi.Kadınlara saydırır da saydırırdı e haliyle bizde gülerdik.

Aklım başımda izlediğim ilk Dünya Kupası öncesi oynadığım fifa serisinin bence en iyi oyunu.

Fifa 98'de olan salon futbolu 5'e 5 maç yapmanın keyfi bambaşkaydı.Yine aynı oyunda kaleciye kayıp kırmızı kart görme olayı vardı ki farklı yenilgiler sırasında sinir boşaltma adına en güzel eylemlerden birisiydi


9999 in 1 ve tetris oynamanın zevki "el " atarisi.


Futbol oynayıp da hayatı boyunca ayağı Kames'e değmemiş olan varsa neler kaybettiğini tahmin bile edemez.

28 Ocak 2011 Cuma

David Beckham'ın Preston North End Günlerinden



Genç David Beckham'ın bundan yaklaşık 16 yıl önce kiralık olarak formasını giydiği Preston North End 'e ilk katıldığı günlerden...