11 Ocak 2011 Salı

Emenike'ye Sahip Çık


Popüler olmak, aşırı popüler olmak ve sonrasında şımarmanın dibine vurmak.Bu gücü ve kudreti elinize geçirdiğiniz zaman sanki her istediğinizi eleştirebilir her istediğiniz sözü rahatça söyleyebilirsiniz gibi geliyor herhalde.Hele birde arkanıza biraz da size özenen, sizi ilahlaştırmaya çalışan bir gürûhu aldığınız zaman , ver odunu gitsin.

Okan Bayülgen'de bu tarz adamların başında geliyor. Geçen günlerde programında konuk ettiği Ceyhun Yılmaz'ın sunduğu hoşbeşiki adlı programın videoları izleniyor. Programların birisinde Emenike konuk. Hani bizi kendisine, hem oynadığı futbolla, hem saha dışında, demir çelik işçilerini ziyaretinde, 1 mayısta taksimde yürüyüşe katılmasıyla hayran bırakan dev Nijeryalı. Okan Bayülgen , Emenike'yi ekranda görünce kendisi için "Bu nedir hocam? Tekneyle gelenlerden mi?" cümlesini kuruyor. Futbolu çok sevdiğini söyleyen ve her halinden Okan Bayülgen'i ya(ğ)lama yıkama halinde olduğu belli olan Ceyhun Yılmaz'da "Bu Emmanuel Emenike.Emmanuel bu hale gelmiş düşün.Afrika kökenli bir abimiz." diyor. Emenike'nin Nijerya doğumlu olmasına rağmen Afrika kökenli olduğunu iddaa edince ne içip oraya çıktığını açıkçası çok merak ediyoruz.

Her fırsatta hayatın sokakta olduğunu söyleyen ama kendisini sokak deyince ya bebekte bir cafede yada istiklalde starbucks'da gördüğümüz, sözde anarşizmi savunurken en boyun eğici tavırla popülist bir program yapan Bayülgen'in, Emenike isimli ülkemizde yasal yollarla çalışan ve işini hakkıyla yerine getiren bir futbolcuya karşı sözleri aleni ve açıkça bir "IRKÇILIK"tır.En kısa sürede özür dilemesi gerekmektedir.

9 Ocak 2011 Pazar

Futbol Fena Halde Savaşa Benzer


Dar alanda kısa paslaşmaların efsane sözüdür "hayat fena halde futbola benzer." Yazıya bir başlık ararken zihnim hiç zorlanmadan, bu söz geldi aklıma ve direk çarpıtıp koydum başlığı. Futbolu bir şeylere benzetme adeti, daha doğrusu her şeyi bir şeye benzetme adeti, en sevdiğimiz huyumuzdur.Ancak bu sefer gerçekten futbolu Pascal Boniface'in da yaptığı gibi fena halde savaşa benzeteceğim.

Savaş düşünün.Karşı karşıya iki ülke.İki askeri güç.İki futbol takımı ele alın.Askerleri vardır orduların, o kadar yüklüdür ki zihinleri ve yürekleri gerekirse ölmeyi göze alırlar.Savaşlarda zaten ölmek gerekir."Bu forma için gerekirse canımı veririm" diyen kaç futbolcu duymuş,izlemişizdir.Gerekmediği halde ölmeyi göze almıştır.Gerekmediği halde saha içinde üzerinde forması can veren futbolcular için üzülmüşüzdür.Askerlerin üniformaları vardır.Sahada yığılan bedenlerin üzerilerindeki formaları daha sonra tabutlarına , takımlarının bayrakları ile örtülür.Şehit olan askerin ülkesinin bayrağı gibidir aynen.Komutanlar savaş taktikleri belirler.Saldırıyı nereden yapıp nerede düşmanı karşılayacaklarına dair.En güçlü oldukları yere göre belirlenir bunlar.Savunmada iyi ise geride karşılayıp, kontra-atak ile gâlip gelmeyi planlar birçok futbol takımı da.Antrenörleri vardı takımların.Taktik belirler ve onları harfiyen uygulamalarını isterler.Eğer istenildiği gibi gitmezse işler, savaşlar ve maçlar ; kaybedilir.


Maç düşünün.Amaç bellidir.Karşısındakini yenmek için mücadele ederler.Varlarını yoklarını koyarlar ortaya.En yetenekli oyunculara gönderilir toplar.Belki bir duran top ile defanstaki uzun boylu oyuncu ileri çıkar, gol arar.Komutanın emri ile teknolojinin son ürünü bir uçak düşman safhasına gönderilir, gider, bombasını bırakır, görevini yapar.Golünü atar geri döner defansa.Sevincini taraftarları ile paylaşır.Taraftarlar toplanır.Futbol oynamayanlar ancak takımlarının kazanmasını delicesine isteyen gerekirse onların bu uğurda neleri var neleri yok ortaya koymasını isteyen insanlardır.Halklar mücadele ister.Kazanılacak şey ne ise onu kazanmalı ordu.Çünkü kaybedilecek belki bir toprak, belki şereftir.Bir maçta alınacak yenilgi sonrası iş yerinde alay konusu olmak istemez taraftar.Gururla formasını giyip sokağa çıkmak ister.Çocuğuna gururla takımının formasını alıp giydirir.Resmi geçitlerde üzerinde minik askeri kıyafeti ile selam çakan çocukla, belkide aynı çocuktur o.

Savaş alanı düşünün.Karşı karşıya duran iki cephe vardır.Cephenin en önünde en saldırganlar.Arkada bir kaleyi koruyanlar.Takımın kalecisi ve forveti vardır.Forvet ilk düdükle birlikte saldırıya geçer.Kaleci sakindir, kendisinin görevi rakibin göndereceği topları kaleye girmekten korumaktır.Savunmacılar vardır.Devasa topların kalenin duvarlarına vurup delmesini, düşmanın içeriye sızmasını engellemek için.Eğer top kaleye girerse, mücadelenin kaybedilmesi an meselesidir.İkisi içinde.


Saha düşünün.Alanlar çizgilerle bellidir.Onun dışında müdahaleler geçerli değildir.Ülkelerin sınırları vardır.O sınırların dışına çıkarsanız savaşa başkalarını da dahil etmiş olursunuz.İşler sizin için daha da zorlaşır.Oyunun kuralları vardır.Kuralları olduğu kadar etikleri de vardır.Savaşta düşmanın bile olsa etik duygular vardır.Eski zaman savaşlarında , cesetlerini toplamak için iki devlet savaşa ara verirlermiş.Devre arası vardır maçta.Yeni taktikler belirlenir,maça devam edemeyecek oyuncular değiştirilir.

Takımları düşünün.Kendi bayrakları vardır.Formaları, logoları, başkanları, kaptanları, taraftarları.Onlar için verildiği iddaa edilir tüm bu mücadele.Devletlerin de halkları vardır."Biz ne yaptıysak sizin için, siz mutlu olun" diyedir tüm mottoları.Belki iki ülkenin yöneticilerinin, asker olan insanlarının arası çok iyidir ama milletler anlaşamaz.Ve savaşırlar.Başkanlar beraber yemek yer.Futbolcular aynı deniz kenarına gider, tatil yaparlar.Ama taraftarlar duramaz, birbirlerini öldürecek kadar nefret ederler.Maç yaparlar.Ve futbolcular birden taraftar olur.Tıpkı iki kardeşin karşı saflarda birbirlerini silah çekip , mermi gönderdiği gibi.

Savaş ve maç düşünün.Birinde siz istemeseniz de ölürsünüz.Kimi zaman ne uğruna öldüğünüzü bilmeden.Birinde ise kimse ölsün istenilmez.Tek istenen, 3 tane direğe bağlanmış iplerden oluşan bir şeyin arasına olabildiğince fazla o yuvarlak nesneyi sokmak ve sonunda taraftarı olduğu takımın galip gelmesidir.

Evet, futbol fena halde savaşa benzer.Bu yüzden savaşlara gerek yoktur.Futbol bize yeter.


Ali Sami Yen Stadı İçin Beşiktaşlıların da Üzülmesi Gerekir !


Tarih, 15 Ekim 1989.

Yer, Ali Sami Yen Stadı.

Sahada beyaz altına siyah kombinasyonlu forma şortlarıyla Beşiktaşlılar ile açık mavi altı beyaz ikilisini giymiş Adana Demirsporlular var.

Beşiktaş o gün Demirspor'u 10-0 yeniyor."Metin-Ali-Feyyaz" üçü bir aradası tadından yenmez bir keyf sunuyor taraftarlarına.4 gol Ali , 3'er golde Metin ve Feyyaz'dan geliyor.

Türk futbol tarihinin halen kırılamayan bu rekorunun Beşiktaş tarihine altın harflerle geçtiği yer işte Ali Sami Yen Stadı. Ben şahsen bir Beşiktaşlı olsaydım bu stada en az bir Galatasaraylı kadar değer verir, yıkılışına üzülür, stadda oynanacak son maçı izlemeye koşa koşa giderdim.

7 Ocak 2011 Cuma

Hitler'e Kafa Tutan Adam mı Gerçekten ?

Matthias Sindelar Avusturya'nın 1920'li yıllardan 1940'a kadar en önemli ismi olmuştur. Kendisinden önce sıradan bir takım gibi görünen Austria Wien'e 2 kupa kazandırmıştır ki dönem için çok önemli başarılardır bunlar.Ayrıca 45 kez formasını giydiği milli takımda 27 gol atmıştır. Onu futbol tarihine işleyen olayda işte bu 27 gol attığı milli takım sevdasıdır.



Matthias yada orjinal haliyle "Matej" veyahut "Max" hakkında pek fazla Türkçe kaynak bulunmamaktadır. Bulunanlar da ise sürekli ondan "Hitler'e kafa tutan adam" diye bahsedilmektedir. Buna neden olan olayı kısaca anlatalım öncelikle ;

1938 Dünya Kupası'na katılacak olan Almanya'da kupa öncesi hareketli siyasi günler geçiyordu. Adolf Hitler'in emriyle ( başka bir seçenek varmış gibi ? ) "Anschluss" yani birleşme başlatılıyordu. Bu birleşme tek taraflı gönül rızasına dayandığı için tarihte "ilhak" kendi aramızda ise resmen "işgal" adını alıyordu. İşin özü Naziler Avusturya'yı kendi topraklarına katıyordu.

Bunun Sindelar ile alakası ne idi? İlhak sonrası gelen Dünya Kupası için bir kadro oluşturuldu. Bu kadroya Avusturya'dan da oyuncular çağrılmaktaydı.

İşte olayın kırılması noktası burası. Bazı kaynaklar kadroya çağrılan Sindelar'ın Hitler' kafa tutarak takıma katılmayı reddettiğini yazıp onu kahraman ilan ediyorlar.Haziran 1938'de takıma katılmayı reddeden Max bu cesurca hareketinden tam 7 ay sonra evinde beraber yaşadığı ve sevgilisi olduğu söylenen kadınla beraber karbonmonoksit zehirlenmesi nedeniyle ölü bulunuyor.


İlk bakışta kesinlikle Nazilerin bu kahramana suikast düzenlediği düşüncesi akla geliyor.Ancak düşündüğümüzde dönemin en acımasız lideri ülkesinin davetini reddederek diğer insanların gözünde bir imaj zedelenmesine neden olacak davranışta bulunan sıradan bir futbolcuyu neden 7 ay sonra öldürtsün. Zamanın en güçlü liderisiniz, çekirdek çıtlar gibi insan öldürebiliyorsunuz . Ölecek bir futbolcunun hesabını kim sizden sorabilir ki? ayrıca durumu pek tabiî devlet meselesi olarakta yansıtabilirdi. Takıma katılması emir edilir, emir reddedilirse cezası da ölüm olurdu.

Başka bir takım kaynaklarda ise, Matthias Sindelar'ın Alman davetini reddetmediği çünkü zaten hiçbir zaman o takıma davet almadığı yazmakta. Bunun nedeninin Sindelar'ın bir yahudi olduğu, dönemin siyasi olaylarına kayıtsız kalmadığı ve dik başlı birisi olduğu. Yani oyuncu yahudi olduğu için takıma alınmamış ve böyle bir kahramanlık yapmamıştır. Gerçi her iki açıdan da kaybeden Almanya olmuştur. Kupada ilk maçta elenmiştir.

1938'den Alman Milli Takımı sizleri selamlıyor

Konu özellikle futbolsa bir çoğumuz saha içinde ki hikayelerden çok saha dışındakilerle ilgileniriz.Saha içinde olanlar her maçta aynıyken dışarıda ki hikayeler bambaşkadır.Bazen futbolu sevdiğimiz için bizleri cahil yada bayağı olarak aşağılayanlara saha dışında ki bu tarz hikayelerle cevap verip futbolun nasılda sadece futbol olmadığını göstermeye çalışırız.Matthias Sindelar'ın hikayesi de bunlardan birisi sanırım. Saha dışında enteresan bir hikaye var, koca diktatöre kafa tutan, "görüyon mu lan adamı, helal" dedirten bir hikaye.Ben farklı açıdan baksam da ,farklı düşünsem de bu da o hikayelerden birisi olarak kalıp gidecektir.

Geriye Dönüş



Kariyerinin ilk yıllarını geçirdiği Tottenham'a dönmek üzere Beckham.% 90 anlaşılmış. Doğu Londra doğumlu bir yarı yahudinin batı Londra'nın yahudi lobisi takımına transferi. Milan'da yaptıklarıyla zaten kendisini magazin malzemesi olarak görenlere en güzel kapağı takmıştı. Şimdi aynısını Tottenham'da da yaparak kapağın üzerine birde jelatin çekmesini diliyoruz.



Kendini yarı yahudi olarak tanımlayan Beckham bir dini ayin çıkışı başında "kipa"sı ile.

Manchester Kreşi Günlerinden



Nicky Butt, David Beckham, Gary Neville, Phil Neville, Paul Scholes

6 Ocak 2011 Perşembe

Ariel Ortega

Eşşek sıpası lakaplı futbolcunun gerçekten sıpayken ki halleri ;