3 Aralık 2010 Cuma

Tolga Zengin


"Geleceğim milli takım kalecisi" ile başlayan cümlelerin baş aktörüyken şimdi kaç kişinin aklında acaba?

Tolga Zengin, Tony Sylva'nın lisans sorunu sayesinde aldığı formayı uzunca bir süre üzerinden çıkarmamıştı.Senegal milli takımı kalecisini yedek bırakmayı başarmış, euro 2008 kadrosunda yer almış tek Trabzonspor'lu futbolcuydu.

Kendisi hakkında enteresan bir bilgi de Galatasaray'a karşı kalesinin kapılarının bir hayli açık olması.İlk maçında 4 diğer bir maçında 3 gol yiyerek ilginç bir istatistik sahibi olmuştur.

Kimi haberlerde "apartmandan inerken fotoselin sönmesi sonucu dengesini kaybedip parmağını kırdı" kimilerinde de "yeni aldığı silahını (bu konuya bir önceki yazımda Fatih Tekke'de de değinmiştim.Trabzon'luların silah sevdası gizli bir konu değil zaten) temizlerken kendi kendini vurmuştu" şeklinde yer aldıktan sonra bir daha onu kalede ne gören oldu, ne de duyan.Onur'un üstün performansı sonrası da hem milli takımın Trabzon'lu kaleci kontenjanını hemde takımında ki formasını böylece kaybetmiş oldu.

Nereden esti Tolga yazısı, bende bilmiyorum.Öyle aklıma esti.

Osasuna


Osasuna deyince az biraz İspanya futbolunu takip edip birazda işin geyik boyutunu sevenler için ilk akla gelecek cümle "ender gelişen osasuna atakları" olacaktır.

Osasuna aslına bakılırsa İspanya için çok önemli bir bölgenin futbol takımı.Ülkenin turist yoğunluğu açısından en önemli dönemlerini yaşadığı temmuz ayında düzenlenen san fermin festivalinin yapıldığı yer olan Pamplona bölgesinin takımı osasuna, basklı milliyetçiler tarafından yönetiliyor olsa da bir Bilbao yada Sociedad kadar tutucu değil.Navvarra özerk bölgesinin La Liga'da ki tek temsilcisi , yıllardır ataklarını ender geliştirse de La Liga denince ilk etapta sayılabilecek takımlar listesinde oldu hep.

Yarın yoğun hava muhalefeti altında geçen hafta Real Madrid'le kedi fare oynayan Barcelona ile maçları var.Eğer maç oynanırsa büyük ihtimalle yine ender ataklar izleyeceğiz.Maçı izleyip yorumlarımı kendi dilimde buraya yazacağım.

Not: Osasuna taraftarları , Trabzonspor ile yaptıkları Uefa maçında PKK bayrakları açmışlardı.Aynı şey zamanında Galatasaray'ın gittiği Bilbao deplasmanında da olmuştu.Ayrılıkçı Baskların ve Katalanlar'ın gözünde PKK kendileri gibi ayrılıkçı ve haklarını arayan bir örgüt.Bunun bir çok örneği Katalan halkıyla yapılan röportajlarda görülebiliyor. Bu yüzden yarın ki maç bir nevi "Bölücü derbisi" diye adlandırılabilir :) hatta maç sonrası başlığımı da bulmuş oldum.

1 Aralık 2010 Çarşamba

Fatih "Sultan" Tekke Düşerken...




Kolay değil…16 yaşında Trabzonspor A takımında Hami’li Ogün’lü Ünal’lı kadroda yer alan bir isimden söz etmek üzereyim. Futbol’da ne kadar yetenekli olursan ol “istikrarsızlığın” bir futbolcunun en büyük düşmanı olduğunun belki de canlı örneği Fatih Tekke.

Kendi adıma rahatlıkla iddaa edebilirim ki , benim futbola bakış açıma göre Türkiye’nin en iyi Türk forvetiydi. Trabzon’da 16 yaşında başlayan bir kariyer.Daha sonra Altay’da iyice göze batan, Çanakkale maçında ayağı kırılmasına rağmen Trabzonspor tarafından kadroya monte edilmek üzere tekrar çağırılan ve işte bu noktadan sonra istikrarsızlık girdabına katılan bir kariyer.Bu kariyerin içinde ne yazık ki futbolu bırakacağına kadar kendisini inandıracak tarikat bağlantıları mı dersiniz, bahis teşvik primi olayları mı dersiniz,mafya bağlantıları mı dersiniz yoksa A milli takımın 500. Golü mü dersiniz, Fenerbahçe’ye attığı o müthiş gol mü dersiniz, 31 golle gümüş ayakkabı sahibi olmak mı dersiniz…Ne derseniz deyin ancak şu bir kesin ki Türkiye belki de kendi Sherar’ını , Fowler’ını kaybetti, belki de o Çanakkale maçında ayağı kırılmasaydı bizim de 18 yaşında piyasaya sürdüğümüz büyük bir golcümüz olacaktı.Ama olmadı.

Türk futbolu Tanju ve Sinan Engin gibi isimler dışında belinde silahla dolaşan futbol adamı imajına çok alışkın değildi.O ise “bizi kim tehdit edebilir” açıklamasını yaparken belinde silahıyla İstanbul deplasmanına geliyordu.Özellikle gol kralı olması ve gümüş ayakkabı ödülünü alması sonucunda birçok Avrupa kulübünün de ilgisini çekmeliydi ve öyle de oldu.Deportivo, Wigan, Porsmouth medyaya yansıyan isimlerdi.Hatta Rijkard’lı Barcelona’nın bile talip olduğu ancak yaşı itibariyle vazgeçtiği bile söylendi.Ama Fatih gitmedi avrupa’ya.Belki adı geçen takımlar içinde kendisini tatmin edecek düzeyde bir teklif yoktu belki de Hristiyan topraklarında futbol oynamak onun inancına tersti.Kim bilir belki de İngiltere ve İspanya’da bahis konusunda ki sert kanunlar Fatih’i götürmemiştir o ülkelere.Ah keşke Almanya’dan gelseydi teklif…

Fatih Tekke futbol kariyeri boyunca , toplam 407 maçta 168 gol atmış.Bunların 100 tanesi Trabzonspor forması ile ve 31 tanesi sadece 1 sezonda.Çıktığı 407 maçın 91’in de ise üzerinde bazen beyaz , bazen açık mavi Zenit St. Petersburg forması vardı.Evet beklenen Avrupa transferi gerçekleşti ancak bu transfer , adının Fenerbahçe ile anıldığı günlerin hemen akabinde ne İngiltere ne ispanya ne de Fenerbahçeye idi.Fatih memleketinden,sevdasından fazla uzağa gidemezdi zaten.Rusya’nın yolunu tutarken , 61 numarayı da sırtına geçirmişti.Hemde Türkiye’den avrupaya yapılan en şaaşalı transferlerden olan, Emre,Okan transfleri gibi kulübüne kazık atmadan.8 milyon euroyu da Trabzonspor kasasına koyarak.

İlk gittiği zamanlar arabasının kurşunlanması sonrası ülkeden kaçıyor diye yorumlamıştım bu transferi.Fazla bir şey beklemiyordum açıkçası ama Tekke en iyi türk forveti dediğimi sanki duyarmışçasına Rusya’da da gollerini atmaya devam ediyordu.Az atıyordu belki ama öz atıyordu.Çıktığı ilk 5 maçta 4 gol … Ama yine sakatlık gelip bu sahil çocuğunun yakasına yapışıyordu.

Yine’de takımıyla 15 maçta ıslatmıştı formasını.Zenit kariyeri boyunca 30 gole ulaşmıştı.Türkiye’de uğruna canını feda edebileceği takımıyla kazanamadığı başarıyı Rusya’da tadacaktı.Şampiyonluk! yetmedi Galatasaray ‘dan sonra Uefa kupasını kaldıran ilk Türk oldu.O da kesmedi Tekke’yi o maçta, uefa’nın resmi sitesinde maç izleyicilerinin oylarıyla “maçın adamı seçildi”.Gelinebilecek en üst noktadaydı artık Fatih Tekke.


Bu başarısının karşılığı olarak en yoğun yaşadığı duygusunun birazcıkda olsa köpüklerini almak için milli forma istiyordu Tekke.Ancak Fatih Terim’in kemikleşmiş kadro yapısından taviz vermemesi onu sadece eleme maçlarında kırmızı-beyaz’la buluşturmuş.2008 uefa kupasını kaldıran futbolcu, Euro 2008 kadrosunda kendisine yer bulamamıştı.


2010 yılının başında ise Trabzonspor taraftarları için artık çekilmez bir çile olmuştu Fatih “Sultan” Tekke ismini taktıkları tarihlerinin gol kralı olmuş 3 topçusundan birinden ayrı geçen günler.Gerekirse onu almayan yönetimi bile gözden çıkarmışlardı.Vitrinde gördüğü oyuncağa yapışıp ağlayan çocuk gibi Rusya yollarından gelecek Tekke’yi gözlüyorlardı.Takımın başına Trabzonluluk rhunu taşıyan Şenal Güneş gibi bir teknik adam gelmişken nasıl olurda Fatih’siz kalabilirlerdi bu büyük bir fırsattı ve yönetimin kaçırmaması gerekirdi.İşler de istedikleri gibi gidiyordu aslında başkan “Fatih’e her zaman kapımız açık” diyordu, Şenol Hoca “ Fatih bizim kaptanımız.Başkan’ın sözlerinin altına bende imzamı atarım” diyordu.Ancak Fatih Tekke ne yaptıysa yine kendine yaptı…”Ben Ünal’dan daha fazla Trabzonsporluyum” açıklaması ile Şenol Güneş tarafından anında vetoyu yedi ve Trabzonspor kapıları yüzüne kapanmış oldu. “ Takıma lider ve katkı yapacak bir oyuncu transfer etmek istiyorduk. Kaptan alıyorduk. Ama bugünkü görüntüde Trabzonspor'a zarar verecekse böyle bir oyuncuyu almam. Bu doğru olmaz. Biz Trabzonspor'un transferine karışan, başka işlere elini atan bir oyuncu almayız. Trabzonspor'a duruşuyla katkı yapacak bir oyuncu alırız. Gerekirse susmasıyla da katkı yapacak bir oyuncu almak istiyorduk. Bu camianın ve kulübün ne kadar önemli olduğunu Fatih de bilecek. Hepimiz de bileceğiz." Açıklaması ile Şenol Güneş Fatih Tekke’nin kendisi gibi Trabzon’dan kaçarcasına rusya’nın yolunu tutan gökdeniz’in takımı Rubin Kazan’a transfer oluyordu.Mavisiz, bordo’nun kendisine ne kadar yakışacağını o da bilmiyor olsada…

Olmadı…üzerinde bordo formayı doğru dürüst göremeden sdece 5 maç çıkarabildi Kazan şehrinin takımı adına ve artık memleket onu çağırıyordu.Karadeniz şoktaydı! Sultanları, büyük kaptanları ezeli rakiplerinden Beşiktaş’a transfer olmuştu.Siyah beyaz formayı sırtına 33 yaşında geçirecekken forma numarasını da 33 alıyordu.Belki de aşık olduğu takımın taraftarlarının gözüne daha fazla batmamak adına 61’i almadı,alamadı…


Milli takımda Fatih Terim’le, Zenit’te önce Advocaat,ardından Spaletti ile tartışma yaşayan Fatih Tekke futbolda gösteremediği istikrarı teknik adamlarla kavga etmede göstermeye devam etmesiyle beşiktaş’ta da olamadı ! Shuster’in Sivas maçı sonrası Fatih’e küfür ettiği, Fatih’in hocasına kafa atacak dereceye geldiği gibi futbol’un magazin yönün sevecek insanları tatmin edecek hikayelerin ardından patlak verene basın toplantısı ile Fatih Tekke’nin Beşiktaş kariyeri de bitmek üzere.

Bazen bazı insanlar için hayat istenildiği gibi gitmiyor.Bazen de bazı insanların yaşamayı seçtikleri hayat biz diğer insanları üzüyor.


not;Bilgi ve araştırma eksikliğimden dolayı yaptığım bir hatayı düzelten Ömer Behram'a (http://jesusalmeyda.blogspot.com) teşekkürler.

30 Kasım 2010 Salı

Bursaspor & Braga




İki takımı şu açıdan ele almak boynumuzun borcu; şampiyonlar ligine ilk defa katıldılar. Bursapor , Manchester United, Valencia ve G.Rangers ile Braga ise Arsenal, Shaktar ve Partizan ile aynı gruba düştüler. Bursa lig şampiyonu olarak eleme oynamadan lige katılırken, Braga önce Celtic ardından Sevilla gibi üst düzey altı iki takımı eleyip devler ligine gelmiş bulundu!

Ben her zaman şunu savundum savunuyorum da -ki büyük bir çoğunluğun görüşü de bu yöndedir- bizim ligimiz , İngiltere, İspanya, İtalya ,Almanya hatta Fransa ligiyle bile aynı seviyede değildir,olmamıştır.Kendimizi Yunanistan,Rusya,Ukrayna ve nihayetinde Portekiz ligi ile kıyaslamamız gerekmektedir.Aslında Portekiz ligi de bize bir gömlek büyüktür çünkü o lig şampiyonlar ligi şampiyonu çıkarmış, avrupa piyasasına sürekli üst düzey oyuncular sunmuş bir lig.Ama orta halli takımlarının kalitesizliği bakımından kendimizi kıyaslamamız için bir örnek olabilir.



Portekiz liginin Benfica, Sporting ve Porto dışında geçen sezon sivrilen takımı da Braga idi. Orta ölçekli bir takım. Braga şehri ise ülkenin en önemli 3. şehri. Sadece bu özellikleri ile bile bize Bursaspor'u anımsatmaya yetiyor. Ama başta da dediğimiz gibi asıl kilit nokta ikisininde şampiyonlar liginde bu sezon ilk defa katılıyor olmaları.



Gruplarına düşen takımlara bakınca inanılmaz bir ilginçlikte burada görüyoruz. İngiltere liginin baş takımları ManU ve Arsenal bu iki yeni yetmenin rakibi olmuşlar. Valencia'nin Shaktar'dan Shaktar'ın Valencia'dan iyi olduğunu kim iddaa edebilir? Partizan ise Rangers ile kıyaslayınca Braga'ı için daha kolay lokma gibi duruyor ama bi dakika! Bu bahsettiğimiz futbol kültürünün en damar yaşandığı sırp takımı Partizan değil mi? Braga da kim oluyor...

Manchester’a gidecek dediğimiz Sercan’lı, Boca’dan transfer İnsua’lı, Alex Ferguson’un elinden kapıldı denen Svensson’lu Bursaspor’umuz sıfır puan ve 1 golle şampiyonlar liginin en başarısız takımı konumundayken akranı, Braga kendi evinde Arsenal’i ezerek yenip Partizan’ı da haşat ederek ikinci tur için Arsenal ile çekişiyor. Tamam, Arsenal ve Manchester kıyaslandığında aralarında ManU tarafında bir fazlalık var ancak Braga ve Bursaspor tarafından baktığımızda ha Arsenal ha Manchester?



Peki, şampiyonlar ligine ilk defa katılan bu iki takımdan birisi nasıl ikinci tur kovalarken diğer “tek gol atabilmek” uğruna mücadele veriyor. Bir kere Bursaspor maçlardan hepsinde skora göre oynuyor. Nasıl? Şöyle 0-0 iken karşısında Manchester’da olsa Valencia’da olsa açık, atak ve rakibinin zaaflarına göre oynuyor. Misal ManU ile oynarken topu olabildiğince kanatlardan uzak tutup, rakibe vermeyip, özellikle Bursa’da ki maçta Volkan ile Brown’ın üzerine giderek yapmaya çalıştı. Bunda Nunez ile başlamayı da Volkan’dan gelecek ortaları değerlendirmek için yorumlayabiliriz. Öte yandan Valencia ile oynarken Sercan’la başlamak rakibin ağır stoperleri arasında Sercan’ın süratini kullanma fikrine bağlanabilir. Ancak ne zaman ki gol yeniyor işte o zaman Bursa’lı oyuncular maçtan kopuyor. Tekrar incelendiğinde maçlar goller hep birbirine yakın zamanlarda yenmiş. Oyuncuların psikolojisini buradan anlayabiliyoruz.

Braga ise bir deplasmanda 6 yemesine rağmen kendi evinde gelip 3 atabiliyor. Hem de Arsenal’e. Kilit nokta şu işte; Bursaspor “biz ilk defa geldik , tecrübesiziz, gollerden sonra demorilaze oluyoruz” derken aynı kalitede ki Braga uefa şampiyonu Shaktar’lı , efsanebi Partizan’lı ( bu konuda bazı arkadaşlarım efsane mi? Diyecek ama onların ne zaman konu Fenerbahçe, Galatasaray olursa “ne kadar kötü oynasalar da sonuçta onlar büyük takım geçmişlerine bakmak lazım, isimleri var, markalar…” demeyi ihmal etmedikleri gibi aynı mantıktan Partizanı da değerlendirmelerini isterim) grupta eğer ki üst tur için son maça bırakıyorsa şansını burada Bursaspor “önümüzdeki maçlara” değil “önlerinde ki örnek” Braga’yı iyiden iyiye incelemelidir.

Diego Buonanotte


Sanırım 25 yada 26 aralık 2009 ' da trafik kazası geçirmişti Buonanotte.Araç paramparça olmuştu ve 3 arkadaşı hayatını kaybetmişti.Kendisi de ağır yaralı olarak kurtulmuştu.Herkes futbol hayatının bitmesini bekliyordu.Nasıl bitmesin ki , ölümden döndü sonuçta.Ama bu ufak tefek adam ne yaptı etti kazadan 7 ay sonra anca kendine gelir diyen doktorlarına inat nisan 2010'da döndü aramıza.Hemde öyle hayati tehlikeyi atlattı falan filan haberleriyle değil.Godoy Cruz maçında direk sahaya çıkarak. ( 2.golün asistini yapması da azrail'e çakılan en güzel selamdı)

En son da geçen hafta Boca derbisinde görünce kendisin şimdi tamamdır dedim...

Yine, Yeni , Yeniden...

Nerdeyse bir yıl olacak blog'a uğramamışım.Bunun çeşitli nedenleri oluyor tabi ki.Bazen insan beklediği karşılığı alamayınca küsüyor,hüsranlar yaşıyor.Ama son günlerde içimde bi kıpırtı vardı ve hayrola dedim kendi kendime.Cevabını da hemen verdim yine kendime, yazmayı birileri beni okusun diye sürdürmek istiyordum ancak şunu farkettim ki ben yazıkca birileri beni okuyacak.Bu yüzden şimdilik kimsenin takip etmediğini düşünsem de ben sürekli yazmaya devam edecem.İçimde kalacağına, facebook iletilerinde çürüyeceğine burada ulaştırabildiğim kadar çok insana ulaştırıp okumalarını sağlarsam, belki o beklediğim ilgiyi görebilirim.Bu yüzden yine , yeni ve yeniden yazmaya başlıyorum...

8 Ocak 2010 Cuma

Bizim de Var Artık



Daha önce bu olaydan bahsetmiştim.Özellikle ingiliz takımları güneş kıtlığından dolayı bu yöntemle çimlerini yenileyip güçlendiriyor ve stadlarında ki o enfes çim görüntüsüne kavuşuyordu.Artık o teknoloji Şükrü Saraçoğlunda da var.Umarım en kısa zamanda başta Kayseri olmak üzere diğer klüplerde kullanmaya başlar.